Bedeniniz düzeltilmesi gereken bir makine değil, içinde yaşanması gereken bir ev.
Yeşil çayınızı içtiniz, meditasyonunuzu yaptınız, zihninizi pozitif düşüncelere ayarladınız ve önerildiği gibi en az 7 saat—karanlıkta—uyudunuz. Her şeyi “doğru” yaptınız. Sabah uyandığınızda artık iyi hissetmeniz gerekiyor. Ama sıkı durun. Kendinize bile itiraf etmeye korktuğunuz gerçek yanı başınızda: iyi hissetmiyorsunuz.
Bunların hiçbiri yanlış değildi. Ama yine de yeterli olmadı.
Peki neden?
Beden Farkındalığının Temelleri
Çünkü sadece zihninizi düzenlemek ya da bazı yaşam stili değişiklikleri yapmak tek başına hiçbir zaman işe yaramayacak: bedeninizle bağlantıyı kaybettiyseniz.
Bedeninizle bağlantıyı kaybetmek ne demek?
Sinir sisteminizin, doğumunuzdan itibaren bu dünyaya ve insanlara karşı geliştirdiği başa çıkma mekanizmaları ile hareket etmeye alışık hale gelmesi demek. Yani otomatik pilotta ilerlemesi, benzer durumlarda benzer tepkiler vermesi ve tüm bunların sizi hem bedensel hem de duygusal olarak etkilemesi demek.
Bu yüzden yaptıklarınız tam olarak işe yaramıyor.
Bu yüzden yeterince uyusanız bile sabah yorgun uyanabiliyorsunuz.
Pozitif düşünceler ise çoğu zaman sadece iyi hissettiğiniz anlarda işe yarıyor gibi görünüyor.
Tüm iyi hissettiren ve yararlı bilgiler veren kitapları okumanıza rağmen, onları hayatınıza tam olarak uygulayabiliyor gibi hissedemiyorsunuz.
Peki ya bedeninizin sizin bile farkında olmadan verdiği hızlı tepkiler varsa?
Peki ya bedeniniz olması gereken doğal durumunda değilse?
Siz tüm bu doğru şeyleri yapmanıza rağmen bedeniniz sizi besleyen, geliştiren ve yenileyen bir durumda olmak yerine hayatta kalma durumunda takılıp kaldıysa?
İşte o zaman bedeniniz kendi kendine takılıyor demektir.
Daha önce öğrendiklerini ve kaydettiklerini baz alarak çalışıyor demektir. Ve tüm enerjisini bu durumlarla başa çıkmaya harcadığı için diğer şeylere yeterince enerji kalmıyor.
Bu yüzden iyi beslenseniz ve egzersiz yapsanız bile her zaman enerjik hissetmiyorsunuz.
Aslında bedeniniz size hala hizmet ediyor. Sizi korumaya çalışıyor ve sizi destekliyor: hayatta kalmanız için.
Siz dikkatinizi hiç ona vermemiş olsanız bile.
O her an sizin bütünlüğünüzü korumak için üstün çaba gösteriyor.
Şimdi size belki de daha önce üzerine hiç düşünmediğiniz bir gerçeklik söylüyorum:
Bedenimiz ve beynimiz mutlu olmak için tasarlanmamıştır. Hayatta kalmak için tasarlanmıştır.
Bu yüzden bedenin ve beynin önceliği mutlu olmak değil, güvende olmaktır. Çünkü ancak bu şekilde hayatta kalabilir. Tüm algılarını ve sensörlerini güvende olup olmadığına dair kanıt toplamak için ayarlamıştır.
İşte tam da bu yüzden, siz tüm doğru şeyleri yapıyor olsanız bile, bedeniniz kendi içinde ve bulunduğu çevrede yeterince güvende hissetmiyorsa, sizin rahatlamanız, yenilenmeniz ve gelişmeniz için çalışmıyor demektir. O sadece sizin hayatta kalıp kalamayacağınızla ilgileniyor. Elindeki tüm kaynakları cömertçe bunun için kullanıyor.
Tüm bunlar bedenimizin bizi ne kadar önemsediğini ve bizim için nasıl mükemmel bir iş birliği içinde çalıştığını gösteriyor.
Biz hiçbir şey yapmadan o her şeyi eksiksiz yapıyor.
Ona minnettarız.
Hayatta kalmamızı tehdit edecek bir durum olduğunda onun her zaman doğru şeyleri yapacağını bilmek harika.
Peki ya gerçekten hayatta kalmamızı tehdit eden ciddi bir durum olmadığında da aynı şekilde çalışmaya devam ediyorsa?
Ya bedenimiz tüm kaynaklarını yenilenmemiz, gelişmemiz ve sağlığımız için kullanmak yerine sürekli olarak hayatta kalma sinyallerine harcıyorsa?
İşte bu uzun vadede bedenimiz için yıpratıcı ve aşındırıcı oluyor.
İyi haber şu ki: hayatta kalma durumunda devam etmek zorunda değiliz.
Bedenimize yeniden iyi ve güvende hissetmeyi öğretebiliriz. Sinir sistemimizi yeniden düzenleyebiliriz.
Ve bunu yapmanın en etkili yollarından biri, içinde yaşadığımız beden ile yeniden bağlantıya geçmek:
BEDEN FARKINDALIĞI.
Beden farkındalığı, bedenimizin bize neler söylemeye çalıştığını anlamamızı sağlar. Otomatik pilottan çıkarak farklı seçimler yapabilmemize yardımcı olur. Böylece kendi gerçekliğimizi değiştirme gücünü yeniden kazanırız.
Sonuç olarak hem bedensel hem de zihinsel ve duygusal açıdan daha dengeli hissederiz.
Bedenimiz ve zihnimiz artık ayrı ayrı hareket etmek yerine uyum içindedir.
Bedenimiz tüm kaynaklarını hayatta kalma anlarına harcamak yerine bizi besleyen, geliştiren ve yenileyen anlara harcamaya başlar.
Ancak bu şekilde hem kendi bedenimizin içinde hem de çevremizle daha anlamlı ve derin ilişkiler kurmak mümkün hale gelebilir.
Ve bunu hepimiz hak ediyoruz.
Hayatta kalma anlarıyla idare etmek zorunda değiliz. Bizi gerçekten tatmin eden ve canlı hissettiren anlar düşündüğümüz kadar uzak değil.
Bedeniniz sizden sadece bir adım bekliyor.
Bedeninizin bu çağrısına yanıt verecek misiniz?
BODY AWARENESS CLASS'ı keşfedin.